Sitemizde, siz misafirlerimize daha iyi bir web sitesi deneyimi sunabilmek için çerez kullanılmaktadır.
Ziyaretinize varsayılan ayarlar ile devam ederek çerez politikamız doğrultusunda çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz.
CookieWarningPanelAgreeButton
X

Madde 116

3. Yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk

3.   Yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk

Madde 116 - Borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür.

Yardımcı kişilerin fiilinden doğan sorumluluk, önceden yapılan bir anlaşmayla tamamen veya kısmen kaldırılabilir.

Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu olmayacağına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.

I-) 818 Sayılı Borçlar Kanunu:

3 - Muavin şahısların mesuliyeti

Madde 100 - Bir borcun ifasını veya bir borçtan mütevellit bir hakkın kullanılmasını kendisi ile beraber yaşayan şahıslara veya maiyetinde çalışanlara velev kanuna muvafık surette tevdi eden kimse, bunların işlerini icra esnasında ika ettikleri zarardan dolayı diğer tarafa karşı mesuldür.

Bunların fiilinden mütevellit mesuliyeti, evvelce iki taraf arasında yapılan bir mukavele tamamen veya kısmen bertaraf edebilir.

Alacaklı, borçlunun hizmetinde ise veya mesuliyet hükümet tarafından imtiyaz suretiyle verilen bir sanatin icrasından tevellüt ediyorsa; borçlu, mukavele ile ancak hafif bir kusurdan mütevellit mesuliyetten kendisini beri kılabilir.

II-) Madde Gerekçesi:

Madde 115 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 100 üncü maddesini karşılamaktadır.

Tasarının üç fıkradan oluşan 115 inci maddesinde, yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 100 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan “3. Muavin şahısların mesuliyeti” şeklindeki ibare, Tasarıda “3. Yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk” şeklinde değiştirilmiştir.

818 sayılı Borçlar Kanununun 100 üncü maddesinin son fıkrasında, sorumsuzluk anlaşması yapıldığı sırada alacaklının borçlunun hizmetinde olması veya sorumluluğun, hükûmetçe imtiyaz suretiyle verilen bir meslek veya sanatın icrasından doğması durumunda, sorumsuzluk anlaşmasıyla, borçlunun yardımcı kişilerin sadece hafif kusurlarından sorumlu olmayacağının kararlaştırılabileceği öngörülmüştür. Tasarının 115 inci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde öngörülen yeni hükme göre ise: “Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya san’at, ancak, kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu olmayacağına ilişkin yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.” Böylece, uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya san’at, ancak, kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebildiği takdirde, borçlunun, ifa yardımcılarının hafif kusurundan bile sorumluluktan kurtulması yolunun kapatılması amaçlanmıştır. Gerçekten, bu durumda borçlunun değil, alacaklının korunması, menfaatler dengesine de uygun düşer. Bu nedenle, söz konusu hükme aykırı olarak yapılan bir anlaşma, Tasarının 27 nci maddesinin birinci fıkrası anlamında, kesin hükümsüzlük yaptırımına bağlanmıştır.

Maddenin son fıkrasında, sorumsuzluk anlaşması yapıldığı sırada alacaklının borçlunun hizmetinde olması durumunda, borçlunun sadece hafif kusuru için geçerli bir sorumsuzluk anlaşması yapabileceği kabul edilmiştir.

III-) Adalet Komisyonu Değişiklik Gerekçesi:

Alt Komisyonca, Tasarının 115 inci maddesinin ikinci fıkrasının birinci ve ikinci cümleleri, birbiriyle zorunlu bağlantısı bulunmayan iki ayrı hükme yer verildiği göz önünde tutularak, ikinci cümle, maddenin üçüncü fıkrasına dönüştürülmüş ve böylece madde dört fıkradan oluşur hâle getirilmiştir. Komisyonumuzca ise maddenin dördüncü fıkrası, Tasarının 114 üncü maddesinde yapılan değişiklik dikkate alınarak, madde metninden çıkarılmış ve madde teselsül nedeniyle 116 ncı madde olarak bu değişik şekliyle kabul edilmiştir.

Not: Tasarının 115. maddesinin son fıkrası Hükümetin teklif ettiği metinde şu şekilde kaleme alınmıştı:

“Alacaklı, sorumsuzluk anlaşması yapıldığı sırada borçlunun hizmetinde ise, sözleşmeyle borçlunun ancak hafif kusurdan sorumlu olmayacağı kararlaştırılabilir.”

IV-) Kaynak İsviçre Borçlar Kanunu:

1-) OR:

3. Haftung für Hilfspersonen

Art. 101

1 Wer die Erfüllung einer Schuldpflicht oder die Ausübung eines Rechtes aus einem Schuldverhältnis, wenn auch befugterweise, durch eine Hilfsperson, wie Hausgenossen oder Arbeitnehmer vornehmen lässt, hat dem andern den Schaden zu ersetzen, den die Hilfsperson in Ausübung ihrer Verrichtungen verursacht.

2 Diese Haftung kann durch eine zum voraus getroffene Verabredung beschränkt oder aufgehoben werden.

3 Steht aber der Verzichtende im Dienst des andern oder folgt die Verantwortlichkeit aus dem Betriebe eines obrigkeitlich konzessionierten Gewerbes, so darf die Haftung höchstens für leichtes Verschulden wegbedungen werden.

2-) CO:

3. Responsabilité pour des auxiliaires

Art. 101

1 Celui qui, même d’une manière licite, confie à des auxiliaires, tels que des personnes vivant en ménage avec lui ou des travailleurs, le soin d’exécuter une obligation ou d’exercer un droit dérivant d’une obligation, est responsable envers l’autre partie du dommage qu’ils causent dans l’accomplissement de leur travail.

2 Une convention préalable peut exclure en tout ou en partie la responsabilité dérivant du fait des auxiliaires.

3 Si le créancier est au service du débiteur, ou si la responsabilité résulte de l’exercice d’une industrie concédée par l’autorité, le débiteur ne peut s’exonérer conventionnellement que de la responsabilité découlant d’une faute légère.

V-) Yargı Kararları

1-) YİBK, T: 18.03.1940, E: 14, K: 27 sayılı kararından:

… Borçlar Kanununun (60) ncı maddesindeki tazminat davalarına ait müruruzaman mezkûr kanunun birinci babının ikinci faslına dahil olan haksız muamelelerden neş’et eden borçlar hakkında carî olup mezkûr faslın 55 inci maddesinde istihdam edenlerin mesuliyeti hakkındaki hükümde müstahdem ve amelenin hizmetlerini ifa ederken diğer amele ve müstahdeme karşı değil istihdam edenle ve bu hususda hukukî ve akdî rabıtası olmayan üçüncü şahıslara karşı yaptıkları zarara ait olduğu ve Borçlar Kanununun (100) üncü maddesinin ihtiva eylediği ahkâm ise istihdam edenin amelesi tarafından amellerini icra sırasındaki istihdam eyleyenin akdî bir rabıta ile bağlandığı diğer bir şahsa karşı ika ettikleri zarara şamil bulunduğu ve istihdam eden kimse ile mutazarrır arasında evvelce yapılmış bir mukavele ile bu mesuliyet kısmen veya tamamen bertaraf edilebileceği ve 55 inci madde mucibince istihdam eden mesulün bilmal bütün dikkat ve itinayı sarfettiği halde mesuliyetten kurtulacağı halde (100) üncü maddeye temas eyleyen ahvalde bu ciheti ispatla mesuliyetten vareste kalamıyacağı cihetle 55 nci ve 100 üncü maddelerin ihtiva eyledikleri hükümler ve mahiyetler arasında fark mevcud olduğundan ve ihtilâfın mevzuunu teşkil eyleyen her iki ilâmdaki vakıalara Borçlar Kanununun (100) üncü maddesinin tatbikı icap etmesine mebni müruruzamanın da tayininde 60 ıncı maddenin değil mezkûr kanunun 125 inci maddesi veçhile on senelik müruruzamanın tatbikı lâzım geldiğine ittifakla karar verildi. (RG. 30.05.1940; S: 4522).

2-) Y. 3. HD, T: 23.01.2024, E: 2023/1948, K: 2024/345 sayılı kararından:

“… I. DAVA

Davacı vekili; müvekkilinin 20.07.2015 tarihinde davalılardan ... Hastanesinde sezaryenle ameliyat olduğunu, ameliyat olduktan sonra ... Hastanesi tarafından hastaneye yatışının yapıldığını, bir hafta hastanede yattıktan sonra taburcu olduğunu, taburcu olduğu gece, ağrılarının olduğu şikayeti ile tekrar hastaneye geldiğini, ağrıların normal olduğu söylenerek müvekkilinin evine gönderildiğini, müvekkilinin ağrılarının devam etmesi üzerine sabah tekrar hastaneye gittiklerini, yatış yapıldığını, bir hafta yattıktan sonra taburcu olduğunu, ağrıların devam etmesi üzerine tekrar hastaneye gittiğini, bu kez müvekkilinin gazının olduğunun söylendiğini yapacakları bir şey olmadığını belirterek geri gönderdiklerini, ertesi gün müvekkilinin Diyarbakır ... Eğitim ve Araştırma Hastanesine gittiğini, yapılan tetkikler sonucunda müvekkilinin bağırsağında yırtılma ve iltihap olduğunun tespit edildiğini, müvekkilinin ameliyat olduğunu, bir hafta tedavi gördüğünü, davalı hastanenin gerekli özeni göstermediğini ileri sürerek 1.000,00 TL manevi ve 2.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

1. Davalı (D1) vekili; davacının iddialarının yersiz olduğunu, … davacının ameliyat sonrası iddia ettiği gibi bir komplikasyon yaşanmadığını, … davacının iddia ettiği gibi bir bağırsak yaralanmasına ilişkin herhangi bir bulguya rastlanmadığını savunarak davacının tazminat taleplerinin reddine karar verilmesini istemiştir.

2. Davalı hastane vekili, davacı tarafın iddialarının gerçek dışı olduğunu, … savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesi’nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ATK raporu ve bilirkişi heyet raporunun birbiri ile aynı görüşte ve uyumlu olduğu, davalı hastane ve doktorun (D1) özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı, teşhis ve tedavide hatalı uygulama yaptığına ilişkin delil bulunmadığı, davacının genel cerrahi kliniğince yapılan değerlendirmesinde akut batın tablosunun düşünülerek cerrahi müdahale yapılmasının tıbben beklendiğinden dava dışı genel cerrahi uzmanı Dr. ...’ın (D2) eylemlerinin tıp kurallarına uygun olmadığı yönünde görüş bildirilmiş ise de ...’ın (D2’nin) davanın tarafı olmamakla ve davacının iddialarının davalı doktor ...’in (D1’in) uyguladığı teşhis ve tedaviye ilişkin olduğundan davalı doktor ... (D1) yönünden yapılan değerlendirmede, davacıda sezaryen sonrası ortaya çıkan akut batın tablosunun her türlü dikkat ve özene karşın gelişebilecek bir komplikasyon olduğu ve doktorun tıbbın gerek ve kurallarına uygun davrandığı, ayrıca sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği, somut uyuşmazlık bakımından kusursuz sorumluluk durumunun da mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF …

Bölge Adliye Mahkemesi’nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu olayın niteliğine uygun Adli Tıp Kurumundan alınan rapora göre davalı doktor (D1) tarafından davacıya uygulanan tıbbi tedavi ve uygulamaların tıp kuralarına uygun yapıldığı, davalı doktorun (D1) kusur ve ihmalinin olmadığı, dava dışı genel cerrahi uzmanının (D2) eylemlerinin tıp kurallarına uygun olmadığı, Mahkemece davaya konu olay nedeni ile davalılara atfı kabil kusur bulunmadığı gerekçesine dayalı olarak davacı tarafından açılan davanın reddine dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ …

3. Değerlendirme

1. Temyizen incelenen karara esas alınan bilirkişi raporu ve ATK raporunda; 20.07.2015 tarihinde ... Hastanesi’nde uygulanan sezaryen ameliyatının endikasyon ve tekniğinin tıbben uygun olduğu, kişide geçirmiş olduğu sezaryen ameliyatı sonrasında ortaya çıkan akut batın tablosunun karın içi yapışıklıklar ve gelişen apse/koleksiyon nedeniyle oluştuğu, bu durumun bu tür batın ameliyatlarından sonra her türlü dikkat ve özene karşın gelişebilecek bir komplikasyon olduğu, … bu durumdan dolayı doktorda (D1) kusur aranamayacağı belirtilmiştir. Gerek maddi gerekse manevi tazminata hükmedilebilmesi için ortada hukuka aykırı bir eylem, bir zarar, bu zarar ile eylem arasında illiyet bağı ve kusur bulunmalıdır. Hemen belirtmek gerekir ki tazminat hukukunda sorumluluktan söz edilebilmesi için sadece eylemin yasaya veya sözleşmeye aykırı olması yeterli olmayıp, eylem sonucunda bir zararın da doğmuş olması ve zararla eylem arasında uygun illiyet bağının da bulunması gereklidir. Somut olayda davacıda meydana gelen zarar nedeniyle davalı doktorun (D1) kusurunun bulunmadığının tespiti dikkate alındığında, … davacının davalı ...’e (D1) yönelik temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir.

3. TBK’nın 116. maddesinin 1. fıkrasında ise adam çalıştıranın sorumluluğu (bu ifade yardımcı kişi kullanan borçlunun sorumluluğu olarak anlaşılmalıdır); "Borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür." şeklinde düzenlenmiştir. Borçlar Hukukunda, yardımcı kişinin işin görülmesi sırasında başkalarına vermiş olduğu zarar nedeniyle çalıştıranın sorumluğu; TBK’nın 66 ve 116. maddelerinde düzenlenmiştir. TBK’ nın 66. maddesine dayanan sorumluluk, sözleşme dışı sorumluluk halini düzenlemektedir. Burada, gerçekleşen zarardan önce, zarar gören üçüncü kişi ile adam çalıştıran arasında hiçbir hukuki (özellikle de sözleşmeye dayalı) ilişki yoktur. TBK’nın 116. maddesine dayanan sorumluluk ise, bir sözleşme sorumluluğudur. Burada, yardımcı kişi kullanan çalıştıran ile yardımcı kişinin fiilinden zarar gören arasında daha önceden kurulmuş bir sözleşme ilişkisi mevcuttur. Çalıştırana kurtuluş kanıtı tanınmamış, farazi kusur kabul edilmiştir. Çalıştıran, yardımcı kişi yerine geçip, onun davranışında bulunmuş olsaydı, bu davranış kendisine kusur olarak yükletilebilecek idiyse sorumlu olur. Diğer bir anlatımla, TBK’nın 116. maddesinde çalıştıran, kendisinin kusursuz olduğunu ispat etmekle sorumluluktan kurtulamaz. (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 10.06.2021 tarihli ve 2020/6078 E., 2021/6384 K. sayılı ilamı.)

4. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacı (hasta) ile davalı ... arasında sözleşme ilişkisi bulunduğu, borcun (sağlık hizmetinin) ifasının, davalı ... tarafından yardımcı kişi konumunda olan davalı hekim ... (D1) ve dava dışı genel cerrahi uzmanı ...’a (D2) bırakıldığı ve borcun ifası sırasında davacıya zarar verildiği açıktır. Gelinen noktada, uyuşmazlığın TBK 116. maddesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

5. İlk Derece Mahkemesince ise; ATK raporunda dava dışı genel cerrahi uzmanı Dr. ...’ın (D2) eylemlerinin tıp kurallarına uygun olmadığı yönünde görüş bildirilmiş ise de, ...’ın (D2) davanın tarafı olmamakla ve davacının iddialarının davalı doktor ...’in (D1) uyguladığı teşhis ve tedaviye ilişkin olduğundan davalı doktor ... (D1) yönünden yapılan değerlendirmede, davacıda sezaryen sonrası ortaya çıkan akut batın tablosunun her türlü dikkat ve özene karşın gelişebilecek bir komplikasyon olduğu ve doktorun (D1) tıbbın gerek ve kurallarına uygun davrandığı, … somut uyuşmazlık bakımından kusursuz sorumluluk durumunun da mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince de davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

6. Oysa ATK raporunda; davacının 20.07.2015 tarihinde sezaryen sonrası 2. günde gelişen karın ağrısı şikayetiyle konsülte edildiği genel cerrahi kliniğince yapılan değerlendirmesinde batında distansiyon, barsak sesleri normo-hipo aktif ve palpasyonla alt kadranlarda hassasiyet saptanması ve CRP: 29,61, WBC: 12.400 bulgularının eşlik etmesi nedeniyle ön planda akut batın tablosunun düşünülerek cerrahi müdahale yapılmasının tıbben beklendiği dolayısıyla genel cerrahi uzmanı Dr. ...’ın (D2) eylemlerinin tıp kurallarına uygun olmadığı belirtilmiş olup, genel cerrahi uzmanı doktorun (D2) davalı hastanede istihdam edildiği anlaşılmaktadır.

7. Hal böyle olunca; genel cerrahi uzmanı doktorun (D2) davacıya verdiği zarar yönünden davalı hastane, adam çalıştıranın sorumluluğu gereğince sorumlu olup, Mahkemece bu yönde araştırma ve inceleme yapılması gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu yukarıda açıklanan gerekçeyle davanın davalı hastane yönünden de reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup kararın bozulması gerekmiştir. …”

3-) Y. 6. HD, T: 09.07.2024, E: 2023/1748, K: 2024/2508 sayılı kararından:

“… I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil şirkete ait ... plakalı aracın sadece vites kutusunun şasi ile bağlantı kauçuklarının değişimi için ...’a ait iş yerine bırakıldığını, 19.05.2015 tarihinde aracın iş yeri çalışanı ... tarafından keyfi olarak trafiğe çıkarıldığı sırada elektrik direğine ve park halindeki bir araca çarpması sonucu ağır hasarlı hale geldiğini, bu durumun müvekkile bildirildiğini, hasarın telafi edileceğinin söylendiğini, ancak müvekkiline ait aracın davalı tarafça tamir ve teslim edilmediğini, aracın tamirinin mümkün olmadığını, kullanılamaz halde olduğunu, davacının zararının giderilmesi noktasında davalıların sorumlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşulu ve kaza nedeniyle oluşan hasar ve zarar sonucu doğan 200.000,00 TL’nin 19.05.2015 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı ...’in müvekkili iş yeri çalışanı olduğu, ancak davacıya ait ... plakalı aracın müvekkiline ait iş yerine değil bu tip otomobilleri tamir eden dava dışı ... isimli kişinin iş yerine bırakıldığını, ...’in mesai saatleri dışında ...’den anahtarı alarak bahsi geçen kazayı yaptığını, ...’in iş yeri çalışanlarından ...’ın arkadaşı olduğunu, zaman zaman bilgi ve yardım talebiyle müvekkiline ait iş yerine geldiğini, … davanın muhatabının ... ve ... olduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir. …

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesi’nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı ...’in diğer davalı ...’ın tamirhanesinde tamirci olarak çalıştığı, davalının aracı test sürüşü için kullandığı sırada kazanın meydana geldiği, bu hususların davalı ...’in duruşmada alınan beyanında, ceza dosyasındaki beyanlarında ve davacı tanığının alınan beyanı ile ispatlanmış olduğu, davalıların tamir için bırakılan aracın zarar görmemesi için gerekli tedbirleri almalarının özen borcunun gereği olduğu, özen borcunun tamirhanede olduğu kadar tamir için bırakılan aracın deneme sürüşü sırasında da yerine getirilmesi gerektiği, her ne kadar davalı ... trafik güvenliğini tehlikeye sokmak suçundan beraat etmiş olsa da, davalıların test sürüşünü gerekli kontrolleri yaparak, önlem alarak ve uygun bir ortamda yapması halinde zararın oluşumunun engellenebileceği, bu yönüyle davalıların kusursuz olduğunu ispatlayamadığı anlaşılmakla, davalı ... ve diğer davalı ...’ın TBK’nın m. 66 uyarınca sorumlu olduğu kabul edilerek davanın kısmen kabulü ile, 171.428,00 TL tazminatın haksız fiil tarihi olan 19.05.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF …

Bölge Adliye Mahkemesi’nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile her ne kadar eser sözleşmesi herhangi bir şekle bağlı değilse de, bu kuralın geçerlilik şekli bakımından söz konusu olduğu, ihtilaf çıktığında ispat yükünün, sözleşme ilişkinin varlığını iddia edene düştüğü, bu durumda, eldeki davada ispat yükünün taraflar arasında araç tamirine ilişkin akdi ilişkinin varlığını iddia eden davacı tarafa ait olduğu, somut olayda; taraflar arasında araç tamirine ilişkin akdi ilişki olduğuna dair yazılı bir sözleşme bulunmadığı gibi, delil başlangıcı sayılabilecek belge veya yasada belirtilen yakınlıkta bir akrabalık bağı da olmadığı, davalı tarafça da tanık dinlenmesine muvafakat edilmediği, celp olunan soruşturma dosyası içeriğinde de; dava konusu maddi hasarın işin görüldüğü sırada ve iş saatlerinde meydana geldiğine dair bilgi ve belge bulunmadığı, mevcut delil durumuna göre; davacının davalı ... ile aralarında araç tamirine ilişkin akdi ilişkinin varlığını, dava konusu hasarın da işin görüldüğü sırada meydana geldiğini yasal delil ile ispat edemediğinden adı geçen davalının adam çalıştıran sıfatıyla sorumluluğundan bahsedilemeyeceği, davacının zararının giderilmesinden BK’nın 49. maddesi gereğince sadece “haksız fiilin faili” sıfatıyla davalı ...’in sorumlu olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek … davalı ... aleyhine açılan davanın reddine, davalı ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne, 171.428,00 TL maddi tazminatın haksız fiil tarihi olan 19.05.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...’den tahsil edilerek davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ …

1.Davacının Temyizi

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; … davalı vekilinin tanık dinlenmesine muvafakatlerinin olmadığı yönünde hiçbir beyanda bulunulmadığı, servislerde, belirli bir mesai saatinin olmadığı, zarardan diğer davalı ile birlikte ...’ın müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu, ceza dosyasındaki diğer tüm beyanlar ve samimi ikrarlar karşısında, dava konusu aracın ...’ın özel servisine, tamir için bırakıldığının sabit olduğu, … belirtilerek, kararın bozulması talep edilmiştir. …

3. Değerlendirme …

Birden çok kişinin aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olması konusu borçlar hukukunda düzenlenmiştir. Yardımcı kişinin işin görülmesi sırasında başkalarına vermiş olduğu zarardan adam çalıştıranın sorumluluğu iki ayrı şekilde ele alınmıştır. TBK 66’ya göre yardımcı kişi, üçüncü kişiye sözleşme dışı sorumluluk çerçevesinde zarar verir. Burada gerçekleşen zarardan önce, zarar gören üçüncü kişi ile adam çalıştıran arasında hiçbir hukuki, özellikle de sözleşmeye dayalı ilişki yoktur. Yardımcı kişinin davranışından sorumluluğun ikinci türü, TBK 116. maddede düzenlenmiştir. Burada borçlu borcun ifasında yardımcı kişi kullanmaktadır. TBK 116’da zarar gören alacaklı ile borçlu arasında daha önce kurulmuş bir sözleşme ilişkisi vardır. Bu maddede, borçlunun, borcun ifasında veya bir borçtan doğan hakkın kullanılmasında, çalıştırdığı yardımcı kişinin işini gördüğü sırada alacaklıya vermiş olduğu zarardan sorumluluğu düzenlenmiştir. Bu nedenle TBK 66 sözleşmeden doğan borç ilişkilerine uygulanmaz.

TBK 61. maddesine göre birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.

Bu hukuksal düzenlemeler ışığında somut olay incelendiğinde; davalı ...’ın cevap dilekçesinde diğer davalı ...’in çalışanı olduğunu, davalı ...’in de dava konusu aracın tamir için bırakıldığını beyanlarında kabul ettiği ve mahkemece dinlenen tanığın, aracın tamir için davalı ...’a ait tamirhaneye bırakıldığını gördüğünü beyan ettiği anlaşılmakla tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde davacı ile davalı ... arasında araç tamiri konusunda eser sözleşmesi yapıldığı ve davalı ...’ın çalışanı davalı ...’in test sürüşü sırasında araca zarar verdiği anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, TBK’nın 116. maddesi uyarınca, zarar gören alacaklı davacı ile borçlu davalı ... arasında daha önce kurulmuş bir sözleşme ilişkisi olması nedeni ile davalı ...’ın çalıştırdığı yardımcı kişi olan ...’in işini gördüğü sırada alacaklıya vermiş olduğu zarardan TBK 61. maddesine göre müteselsil sorumluluğu bulunduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda; Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi’nin gerekçesi belirtilen şekilde değiştirilerek davalı S. K. ve diğer davalı ...’ın TBK’nın 116. maddesi uyarınca sorumlu olduğu kabul edilip davanın kısmen kabulü ile, 171.428,00 TL tazminatın haksız fiil tarihi olan 19.05.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile akdi ilişkinin kurulduğunun ispat edilmediği gerekçesi ile davalı ...’ın adam çalıştıran sıfatıyla sorumluluğundan bahsedilemeyeceği ve davacının zararının giderilmesinden BK’nın 49. maddesi gereğince sadece “haksız fiilin faili” sıfatıyla davalı ...’in sorumlu olduğu sonucuna varılarak … karar verilmesi hatalı olmuştur.

Mahkemece yapılacak iş; akdi ilişkinin kurulduğu dikkate alınarak davalı S. K. ve diğer davalı ...’ın TBK’nın 116. maddesi uyarınca sorumlu olduğu kabul edilip davanın kısmen kabulü ile, 171.428,00 TL tazminatın haksız fiil tarihi olan 19.05.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmesinden ibarettir. …”

VI-) Yararlanılabilecek Monografiler:

Zarife Şenocak; Borçlunun İfa Yardımcılarından Dolayı Sorumluluğu, Ankara, 1995.

Perihan Çetinkaya; Hemşirelikte Tıbbi Uygulama Hataları ve Hukukî Sonuçları, Ankara, 2016.

Mine Yağcı; Yardımcı Kişilerin Fiillerinden Sorumluluk (TBK m. 116), İstanbul, 2018.

Semih Yünlü; Yardımcı Kişilerin Fiillerinden Sorumluluk, İstanbul, 2019.

Melih Arslan; Türk Borçlar Kanunu Çerçevesinde Yardımcı Kişilerin Fiillerinden Sorumluluğun Sınırlandırılması ve Kaldırılması, İstanbul, 2020.

Copyright © 2017 - 2025 Prof. Dr. İlhan Helvacı. Tüm hakları saklıdır.
X